Merhaba yakışıklım…
Ben Gülşen.
Belki daha önce bir escortla birlikte oldun, belki de sadece hayal ettin. Ama şimdi anlatacaklarım, sadece bedenini değil, zihnini de sarsacak türden olacak. Çünkü bu gece… Evet, bu gece yaşadığım şey, benim bile “bu kadarını beklemiyordum” dediğim bir fanteziydi.
O gece, İstanbul’un en lüks otellerinden birine çağrıldım. Swissotel…
Daha mesajı alır almaz içime bir şey oturdu. Klasik bir buluşma olmayacağını hissediyordum. Kırmızı iç çamaşırlarımı giydim. Üzerine ince siyah transparan bir elbise, topuklular ve Chanel No.5 parfümüm… Beni bilenler bilir, bir adamı önce parfümümle baştan çıkarırım.
Saat 21.15’te otelin kapısından içeri girdim.
Lobi sessizdi. Elimde odanın kartı vardı: 1511 numara.
Asansörde aynada kendime baktım… dudaklarım kıpkırmızıydı, gözlerim ateş saçıyordu. Göğüslerimin arasından elbisemin transparan bölümüyle tenim görünüyordu. Kendimi bile öpmek istedim.
Oda kapısını çaldım.
Açan adam, takım elbiseliydi. Gözlükleri vardı. Ama gözlerinde yaramaz bir çocuğun bakışı…
“Hoş geldin Ayşen.” dedi.
Arkasında başka biri vardı… ama elleri bağlıydı, gözleri kapalı.
Ve ağzında bir top maskesi…
Şaşırmadım. Çünkü ben her şeye hazır bir kadınım.
“Bugün onu sen yöneteceksin. Hayali, tamamen bir kadının kontrolünde olmak.” dedi adam.
İçeri girdim.
Ayakkabılarımı çıkarırken gözlerim o bağlanmış adama takıldı.
Vücudu kaslıydı. Çırılçıplaktı.
Ve nefes alışverişi hızlanıyordu.
Benim geldiğimi hissediyordu.
Yavaşça yanına gittim. Elimi vücudunda gezdirdim.
Boynuna eğildim, sıcak nefesimi kulağına verdim.
Tüyleri diken diken olmuştu.
Parmak uçlarımla göğüs uçlarına dokundum.
Bedeninin kıpırdayışı, dizlerinin titremesi… Her şey bana o anı yaşatıyordu.
Benim için seks sadece pozisyon değil.
Benim için seks; dokunuş, göz teması, nefes alışverişi, oyun…
Ve o gece… tüm bunların zirvesini yaşadım.
Adamı çözdüm.
Gözlerini açtığında ilk gördüğü ben oldum.
Üzerimde dantelli kırmızı sütyen, altımda tanga.
O anda sadece gözleriyle soyuyordu beni.
“Konuşma…” dedim.
“Bugün sen bana aitsin.”
Ellerimi omzuna koydum, yavaşça diz çöktüm.
Dudaklarımı vücudunda gezdirmeye başladım.
Göğsünden kasıklarına kadar dilimle iz bıraktım.
Adamın gözleri doldu.
İlk defa biri onu bu kadar sahiplenmişti.
Sonra onu yatağa yatırdım.
Kollarını başının üstüne koydum.
Bacaklarını açtırdım.
Ve ben onun üzerine çıktım…
Ama dokunmadım.
Sadece izlettim.
Vücudumu kıvırarak dans etmeye başladım.
Kalçamı onun bacaklarına sürttüm ama içeri almadım.
O deliriyordu.
Eliyle bana dokunmak istedi ama izin vermedim.
“Sen bugün benim oyuncağımsın…” dedim fısıltıyla.
Sonra, iki buz parçası aldım.
Göğsüne koydum…
Vücudu titredi.
Sonra dilimle o buzun izini takip ettim.
Boynundan, göğsüne, göbeğine…
Ve en sonunda…
Gece boyunca üç kez geldi.
Ama ben sadece bir kez…
Çünkü o gece benim için “onun ruhunu doyurmak” gecesiydi.
Saat sabah 5’e geldiğinde…
Adam yatağın köşesinde yorgun, ama mutlu yatıyordu.
Ben saçlarımı toplamış, onun yanağından öpüyordum.
“Seninle olmak başka Ayşen…” dedi.
“Sen sadece vücudu değil, içimi de keşfettin…”
Bir yanıt yazın